başkasına aldırmadan

başkasına aldırmadan

2560 1706 Uzay Emin Sunar

İnsan birbirinden herhangi bir üstünlükle ya da farklı bir süperlilikle dünyaya gelmiyor, her türlü inancın temelini sevgi oluşturuyor; sahip olduğumuz sevginin ne kadar farkındayız? Sevginin iyileştiriciliğini laf olarak söylemek yerine uygulamaya başladığımız zaman yaşanan değişimin ne kadar farkındayız? Değişmek istiyorsak, önce davranıştan başlamalı, değişimin kendisi olmalıyız, sadece konuşarak bir şeyleri gerçekleştirmek zor.

Kendi bilincimizin ne kadar farkındayız? Her saniye yeni bir bilgiyi işliyoruz, bir bilgiyi beynimizde sınıflandırıyoruz, aslında sonsuz bir öğrenme döngüsü içinde kendi kendimizi öğreniyoruz. Ne kadarımızı evden çıkarken yanımıza alıp ne kadarımızı geride bırakıyoruz? Dün ile bugün arasındaki fark ne? 

Yeni davranışlar, eski davranışlar, değiştirilen davranışlar, bilinçli öğrenilen davranışlar, bilinçsiz öğrenilen davranışlar. Genelleme hataları. Korku hissini nasıl açıklarsınız? Bir şeyden korktuğunuzu nasıl anlarsınız? Korktuğunuz şey hakkında ne kadar bilgi sahibisiniz? O korkunun üstesinden gelmek için ne yapardınız? Belki korkunuz hakkında bilgi sahibi olmak ya da sahip olduğunuz bilgileri beyninizde “doğru” yere yerleştirmek çözüm olabilir? Elbet sizden başkası bunu bilemez.

Kim olduğumuz, neye inandığımız, nereden geldiğimiz, hangi renkten olduğumuz, hangi eğitim düzeyinde olduğumuz, ekonomik durumumuz, konumlarımız fark etmeksizin hepimizin kendine ait bir hikayesi var. 

Kendime yaptığımdan utandığım, kendime ne yapamadığım, ne yapmama izin verdiğim ve eğlencemi çalan şey hakkında konuşmak istiyorum.

Neredeyse 17 yaşına gelene kadar cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet, biyolojik cinsiyet, cinsellik gibi kavramların hepsi benim için çok büyük bir meseleydi, travmaydı ve konuşmaya şu an olduğum kadar açık değildim, hatta yerine göre kapalı kutuydum. İlk yaramı ilkokula başladığım zaman almıştım. Sıra arkadaşıma bir hemcinsimden hoşlandığımı söylediğimde gördüğüm tepkiye kadar yedi yaşındaki çocuk aklım hemcinslerimden hoşlanıyor olmanın dünyanın en normal şeyi olduğunu düşünüyordu. Söylediklerim sınıfa bağır çağır anlatılmak üzereyken “Şaka yaptım, haha” geçiştirmesi beni kurtarmıştı. Bu olayı, bugün hâlâ çok bir net şekilde hatırlıyorum. 

Heteroseksüel bir erkek ilk ne zaman erkek olduğunun, ilk ne zaman karşı cinsinden hoşlandığın farkına vardı ya da heteroseksüel bir kadın ilk ne zaman kadın olduğunun, ilk ne zaman karşı cinsine karşı çekim hissettiğinin farkına vardı? 

Ben ilk yaramı alana kadar kendi çocuk gözümden gözlemlediğim her şeyin toplumsal olarak kabul gördüğünü düşünüyordum. Dışarıda, gittiğimiz parklarda, toplu taşımada gördüğüm herkese karşı bir sevgim vardı. İçimdeki sevgiyi insanların cinsiyetine göre yönlendirmem gerektiği bana öğretilmemişti. Ardından geçmişten günümüze süregelen ve inkar edilemez geçerliliğe sahip olduğuna inanılan heteronormatif değerler çarpmıştı yüzüme… Yıllarca kendim olmak istediğim, herhangi bir cinsiyet kalıbında kendimi sınırlandırmadan benliğimi gerçekleştirmek, içimden geleni özgürce yansıtmak için çabalarken her türlü zorbalıkla karşılaştım. Uzun bir süre yaşıtlarımdan gördüğüm bu tavır yüzünden kendimin a-normal olduğunu düşündüm. Sadece cinsiyet teması yüzünden değil. Kendim sanki toplumun bir parçası olamazdım ama bununla eş zamanlı olarak etrafımdaki yetişkinlerin bir kısmı ne kadar özel olduğumu konuşuyor, bir kısmı bana açıkça hakaret ederken, başka bir kısmıysa hareketlerimi kısıtlamaya ve beni baskılayarak kendi istedikleri kalıba sokmaya çalışıyordu. Kendi varoluşuma aykırı tüm çatışmalar beni iyice kendi içime itmişti. Bir yerden sonra insanlar benim kim olduğuma değil, eşcinsel olup olmadığıma bakmaya başlamıştı. Eşcinsel olmanın farkı ne? İçimde var olan sevgiyi kime verdiğim konusunda birisine hesap vermem gerekli mi? 

“İlk ne zaman eşcinsel olduğunu fark ettin?”

Bir şeyi fark etmedim, bir şeyin farkına varmadım. Ben hep bendim. Sadece kavramlar, erk olanın ataerkil sisteme yönelmesi yüzünden ortaya çıkmış olan toplumsal dayatmalar ve homofobiyle tanıştım. 

Uzun süre aseksüel olduğumu düşündüğüm dönem bile bir beyanım olmasına rağmen kendi gerçeğimin gerçek olduğunu insanlara empoze etmem gerekti. Cinsellik beni tanımlayan yegane şey değildi, hâlâ daha değil. Beni tanımlayan birçok şeyin küçük bir parçası. Beni oluşturan bir sürü oluşum varken, sadece cinselliğin beni oluşturması fikri yıllarca bana saçma geldi, gelmeye devam ediyor. 

Sahip olduğum sevgiyi yönetecek kişi ben olduğum halde neden başkaları bunu yönlendirmeliydi, başkasına neden birini sevdiğim için hesap verecektim? Bu sonsuz nefret döngüsü nereden doğmuştu? 

İnsanlar kendi beyinlerinde işleyemedikleri bilgiyi tehdit olarak gördükten sonra ne olduğunuzun bir önemi kalmıyor, sizi ortadan kaldırmak için her yolu mübah görüyorlar. İşte bu nefreti, saldırganlığı ortadan kaldırmak için değişen zamana adapte olabilmek, kendimizi geçmişin karanlık, yanlış zincirlerinden kurtarıp günümüz aydınlığına ulaşabilmemiz önemli.

Sonuçta eşitlik istemek, erk olanın kurduğu ataerkil sistemi kabul etmemek, ait olmadığını bildiğin köklere bağlı kalmamak, gelenek ve göreneklere karşı ayıplanacak bir duruş değil. Kendinin farkında olmak bir hata, bir yanlışlık, bir günah değil.

Benim sahip olduğum sevgiden ve kendimi özgürce, bir başkasının beni sindirmesine izin vermeden, baskılamadan ifade etmemden dolayı benden nefret ettiğin için senden nefret ederek bu sonsuz nefret yarışına katılmayı reddediyorum. 

İnsana insan olarak bakabilsek, insan olduğu için kabul edebilsek, insan olduğu için sevebilsek, insan olarak birbirimizi aşağı çekmek yerine bir araya gelip dost olabileceğimizi fark edebilsek; toplumumuzda yıllardır süre gelen bu ataerkil, ayrımcı yarayı iyileştirebiliriz.

Eşitliğin olmadığı, sadece belli bir topluluğun çıkarına çalışan bir düzenden kimse faydalanamaz, fayda göremez.

Ne olursa olsun, kimseye zarar vermediğim sürece, ne bir açıklama, ne bir özür, ne de başka bir şey borçluyum. Kendim olmak istediğim gibi, kendi doğrularımla var olmaya çalışıyorum. Sevginin cinsiyeti olmadığını biliyorum. Homofobik, genel ahlakçı, ikili cinsiyetçi, kadın düşmanı, ırkçı, türcü zihniyetten sıyrılıyor; yaratılmış olan ve kendilerinden farklı olanı yaşatmayıp hor gören, aşağılayanı kabul etmiyor; yaşam hakkımı özgürce kullanmaya ve savunmaya devam ediyorum. 

Cinsel yönelim ne tercih edilebilir, ne özendirilebilir, ne öğretilebilinir, ne de seçilebilir. Ön yargınızı silebilirsiniz, ön yargınızı silmeyi öğretebilirsiniz fakat insanların yönelimlerini silemezsiniz.

Son olarak, insanı doğduğu beden, içindeki ruh, aşık olma biçimi, aşık olduğu kişi, sevme biçimi, kendini ifade edişi, cinsiyeti, cinsel kimliği, cinsel yönelimi, ırkı, rengi, inanma biçimi üzerinden ayıramaz, yargılayamaz, hor göremez, dışlayamaz, hayatlarını tehlikeye atamayız. Kanun yapıcıların herkesin eşit haklara sahip olduğunu göstermesi ve bunu devlet politikası haline getirmesi, herkese eşit mesafeden yaklaşması, suç işlediğinde ceza almayacağını bilenin yine suç işlemeye devam edeceğini bilerek buna göre hareket etmesi, ayrımcılık politikaları için bir kesimi açık hedef gösterip insanları galeyana getirmek yerine hep beraber eşitçe yaşayabilmemiz için reformlara yönelmesi yeterli.

Çocukların kadın ya da erkek olarak ayırt edilmeksizin eşit şartlarda büyüyebildiği, coğrafya ve kültürel kimliklere takılmadan, bağımsızca kendilerini ifade edip yaşabildikleri, ataerkil sistem tarafından sindirilmediği bir toplum olduğumuz günleri görmek dileğiyle.

Leave a Reply